icon

Çağrı Merkezi

444 22 28

Rektörden hoş geldiniz mesajı

BİR HİKȂYENİZ OLSUN


Ankara Bilim size sahip olmakla çok şanslı…

Şansınızı kıskandım.

Niye olduğunu soracak mısınız?

Ne fizikî ne de sosyal şartlarınız değil elbet…

Peki neden sizin yerinizde olmak istemiş olabilirim?

Var mı fikri olan?

Yok, hayır bildiğiniz sebeplerden değil!

Yazının başlığında saklı belki de cevap…

Ne dersiniz olabilir mi?

Stefan Zweig’ın bir kitabı var:

Yıldızın Parladığı Anlar, okudunuz mu?

Duymuşsunuzdur!

Talih döner,

Zaman gelir,

Bir nesil diğerine göre daha dikkatli ve kıymetli bir ana rast gelir…

Siz öylesiniz!

Talih sizi çok anlamlı bir kıyıya bıraktı.

Yerinizde olmak isteyişim bundandır…

Hâlâ bulamadınız mı?

Hikâyeniz olmalı dedim ya!

İşte burada şanslısınız,

Burada sizi kıskanırım…

Zira siz,

Cumhuriyet'in 2. yüzyılının ilk mezunları olacaksınız!

Azim ve kararı ile top yekûn bir mücadeleye giren ve onu kurduğu cumhuriyetle taçlandıran bir milletin hikâyesinin en anlamlı tarihinde buluşacak olmanızdır sizin hikâyeniz…

Yerinizde olmak isteyişimin arkasında bu vardır…

Sizler Ankara Bilim Üniversitesi’ndeki eğitiminizi

Cumhuriyetin 2. yüzyılının başlangıcında tamamlayacak tarihi anın kıymetli gençleri olacaksınız…

İkinci yüzyılının parlayan yıldızları…

Hedef belirleyiciler...

Yerinizde olmak isteyişim bundandır….

Yıldızın parladığı anları görebilen talihlilerden olabilmek….

Hikâyeniz buradan başlasın isterseniz….

İyi güzel,

Devr aldığınız bir miras var da,

Hikâye bununla olur mu?

Ne lâzım hikâye için,

Hikâye yaratabilmek için…

Yıldızının parladığı anı ıskalamayan insanlar olmak için….

Uzun, sıkıcı tavsiyelerde bulunmayacağım…

Biraz eğlenceli olsun söyleyeceklerim…

Bir hikâyeniz olacaksa şu üç şeye sahip olmalısınız:

Birincisi:

Bir zamir bulun kendinize önce….

Bu da nedir demeyin,

Zamir de nereden çıktı?

Ne demek zamir; yerine geçen,

Kimin, neyin?

Neyi ve kimi belirlemişseniz onun…

Hangi zamirdir bu?

Sen zamiri…

Bir sen bulun kendinize…

Yerine geçsin o sen…

Başından sonuna her şeyin.

Neşet Ertaş’ın türküsündeki gibi: evvelim sen oldun ahirim sensin

İnsan mı,

Eşya mı,

Değer mi,

Kavram mı,

Hayâl mi,….

Belki de kendinizdir o….

Gelin hepsini içine alan bu zamiri içerik olarak tek bir kelimeyle tanımlayalım:

Tutku

Kısaca ve özce yerine geçsin tutkunuzun…

O tutkudur ki toplumu heyecan içine sürükler….

Bağımsızlık benim karakterimdir, demek,

Bir sen bulmaktır….

Tutkunun açılımlı halidir…..

Fakat şunu asla unutmayın, toplum için başarının oluşması adına , tutku merhametle birlikte yürümelidir.

Ankara Bilim'de, biz serbest düşünceye değer veririz, fakat onu hemen bağlı sorumlulukla el ele düşünerek, gerçeklere değer veririz burada, fakat aynı zamanda prensipleri ve bu ülkeyi kuran, bu kenti yaşatan insanları, bu fantastiği devam ettirenleri de kıymetli buluruz

Bir seniniz yoksa, bilin ki hikâyeniz olmayacaktır…

Eğer varsa;

Bir kahramanınız olacak böylece…

Hikâye deyince hemencecik aklınıza gelir kahraman….

Sen, dediğiniz nasıl bir kahraman acaba?

‘Kahraman, söz dinleyen, dürüst bir vatandaş, görevini uslu uslu yerine getiren bir kişi değildir. Kahramanlar kendi amaçlarını, kendi soylu ve doğal inatçılıklarını yazgıları yapan seyrek rastlanır insanlardır. Ancak kahramanlardır ki kendi yazgılarını benimseme yürekliliğini gösterirler….’

Nerede insanlar yazgısal yükümlülüklerini yerine getiriyor, doğalarının kendilerinden beklediği şeyi yapıyor, dolayısıyla yaptığını gönülden ve iyi yapıyorsa, orada dünyanın ileriye gittiği görülecektir

Sen zamiri bu yürekliliğin imgesidir çeşitli şekillerde görünür yaşamınız boyunca…

Dünya ileride nasıl bir seyir izlerse izlesin, seni şifaya kavuşturacak hekimi ve yardımcıyı, bir geleceği ve seni yeni atılımlara itecek gücü her zaman yalnızca kendi içinde bulacaksın, senin o zavallı, kendisine hep kötü davranılmış, esnek , asla yok edilemeyecek ruhunda. Bu ruhta ne bilgi vardır ne bir yargı ne bir program. Yalnızca itici güce , yalnıza geleceğe, yalnızca duyguya açıktır kapısı. Büyük ermişler ve vaizler hep onun peşinden gitmiştir; kahramanlar ve sabredenler onun peşinden gitmiş büyük komutanlar ve kaşifler büyük büyücüler ve sanatçılar, yürüdükleri yol günlük yaşamın içinde başlayıp mutlu yücelerde son bulan bütün kişiler peşinden gitmiştir.

Ya yoksa bir sen….

Hikâyenize geçmiş olsun!

 

Bir hikâyeniz olacaksa ikinci sahip olmanız gereken şey: derinleşmek…

Herkes yüzeydedir ve her şey de…

Yüzeyde olmayan nedir?

Merak eder misiniz?

Yoksa yürür gider misiniz?

Derinlik, derinleşmek düşünceyle alakalıdır.

Düşünmek için zaman ve derinleşmeye ihtiyaç vardır….

Unutmayın ki Tanrı’nın saltanatı dışarıda değil içinizdedir…

Derinleşmek,

Yolculuğa sizin için çıkmak anlamına gelir….

Duyularınız yetmez tatmin olmaya,

Senleştirdiğiniz tutkunuz sizi ileri iter,

Oğuz Kağan’ın çocuklarına işaret ettiği gibi:

Daha deniz daha müren….

Dahaların tükenmediğine inanmaktır derinleşmek…

Üçüncüsü hikayeniz için: kararlılık

Caymamak…

Denenmemiş olandan korkmamak,

İnatlaşmak ve,

Devam etmek…

Axel ve amcası Profesör Lidenbrock,

Arzın merkezine seyahat ederken,

Yani, onlar için ‘sen’olanı bulduktan sonra;

Derinleşme tutkusuyla,

Kararlılıklarını şöyle ifade etmişlerdi;

‘Talih önümüze hangi yolu çıkarırsa çıkarsın, onu bıkmadan, usanmadan takip ediyor olacağız.’

Sen derinleşebileceğin bir kararlılıkta mısın

 

Prof. Dr. Yavuz DEMİR

Ankara Bilim Üniversitesi Rektörü